WELCOME
Κύπρο, κι' ο νούς μας κι' ψυχή
μερόνυκτα κοντά σου
σαν λέμε τ' όνομά σου
μας πνίγει ο σπαραγμός.....
Θάνος Βαγενάς
Βιβλιοθήκη Δημητσάνας - Οθωμανικά Αρχεία (Τούρκικη γλώσσα) Print

Δημοσιεύουμε τα είκοσι (20) Οθωμανικά Αρχεία από τη Βιβλιοθήκη της Δημητσάνας, μεταφρασμένα στα Ελληνικά για πρώτη φορά. Τα παραδώσαμε επίσης στην Εταιρεία Πελοποννησιακών Σπουδών και στον πρόεδρό της κ. Τάσο Γριτσόπουλο, κορυφαίο ιστορικό και ειδικό Πελοποννησιολόγο.
Καλύπτουν 3 αιώνες, από το 1601 μ.χ  μέχρι και το 1815 μχ, παραμονές της Επανάστασης του 1821.
Παρουσιάζουν εκπληκτικό ενδιαφέρον και μας δείχνουν ξεκάθαρα τις συνθήκες ζωής της εποχής. Από τα είκοσι αυτά έγγραφα, τα δύο είναι σουλτανικά φιρμάνια. Τα έχουμε στην Ελληνική και Τούρκικη γλώσσα και όπως προβλεπόταν, εκδόθηκαν  στον 4ο τόμο των «Γορτυνιακών» που ήδη κυκλοφορεί, σε έκδοση της Βιβλιοθήκης της Δημητσάνας.
Την σπουδαία αυτή εργασία, ανέλαβε και επιμελήθηκε ο αναπληρωτής καθηγητής ιστορίας
Levent Kayapinar, που είναι συνέχεια των δύο προηγούμενων εισηγήσεων του στο Α’ Αρκαδικό Διαδικτυακό Συνέδριο.

DİMİTSANA KÜTÜPHANESİNDEKİ OSMANLI BELGELERİ

Doç. Dr. Levent Kayapinar
Yrd. Doç. Dr. Ayşe Kayapinar

     Bu makale dört ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm Dimitsana Kütüphanesinde muhafaza edilen belgelerin tarihlendirilmesi, belgeleri düzenleyen makamlar, belgelerin türleri ve belgelerin içeriklerini ihtiva eden alt başlıklardan oluşmaktadır. İkinci bölüm 20 adet belgenin transkripsiyonunu, üçüncü bölüm bu belgelerin Yunanca çevirisini, dördüncü ve son bölüm ise belgelerin orijinal faksimilelerini içermektedir.

I- Dimitsana Kütüphanesindeki Osmanlı Belgelerinin Tanıtılması ve Özellikleri
A- Belgelerin Tarihlendirilmesi ve Tarih Düşürme Usulleri
     Elimizde bulunan yirmi belge hicri 6 Muharrem 1010 (Miladi 7 Temmuz 1601) ila 15 Muharrem 1231 ( Miladi 17 Aralık 1815) tarihleri arasında yazılmıştır. Yaklaşık olarak iki yüz on beş yıllık bir zaman dilimini kapsamaktadır. Yüzyıl olarak ise XVII. yüzyıl, XVIII. yüzyıl ve XIX. yüzyılın ilk çeyrek dilimine aittir. Bu yönüyle belgeler Mora’da hem birinci Osmanlı hakimiyeti dönemine hem de 1695-1715 yılları arasında görülen Venedik hakimiyeti sonrası tekrar kurulan ikinci Osmanlı hakimiyeti dönemini kapsamaktadır.
     Belgelerin ait olduğu yüzyıllar Osmanlı tarihinin en az bilinen XVII. ve XVIII. asırlarıdır. Ayrıca bu belgelerin Osmanlının elinden en erken çıkan bölgelerden birisi olan Mora’ya ait olması belgelerin önemini daha çok artırmaktadır. Osmanlı tarihinde bu az bilinen yüzyıllara dair aklımıza gelen pek çok problematik soruyu da cevaplandırıcı niteliktedir.
     Elimizdeki yirmi belge yazıldıkları kronolojik sıra dikkate alınarak birden yirmiye kadar tarafımızdan numaralandırılmıştır. İlk altı belge XVII. yüzyıla aittir. Bunlardan ilki 6 Muharrem 1010 (Miladi 7 Temmuz 1601) tarihli, ikincisi evahir-i Ramazan 1040 (Miladi 22 Nisan-2 Mayıs 1631), üçüncüsü 1041(Miladi 30.07.1631/ 18.07.1632), dördüncüsü evahir-i Zilhicce 1072 (Miladi 6-15 Ağustos 1662), beşincisi 1086 (Miladi 28.03.1675 / 15.03.1676) ve XVII. yüzyıla ait olan altıncı ve son belge ise 1087 yılının son gününde (Miladi 05.03.1677) yazılmıştır. XVII. yüzyıla ait bu altı belge elimizdeki yirmi belgenin % 30’unu oluşturmaktadır. XVII. yüzyılın son çeyreğine ait belgenin bulunmayışının nedeni bu dönemde Osmanlı-Venedik savaşının başlamış olması ve 1683 yılındaki II. Viyana bozgunundan sonra tüm Mora topraklarının 1715 yılına kadar Venedik’in elinde kalmasıdır.
     XVIII. yüzyıla ait belgeler de bundan dolayı 1721 yılından itibaren başlamaktadır. 7 ve 8 numara ile işaretlediğimiz 10 Cemaziyelahir 1133 (Miladi 8 Nisan 1721) tarihli iki belge XVIII. yüzyıla ait ilk belgelerimizdir. 9 numaralı belge de bir tarih olmamasına rağmen 7 ve 8 numaralı belgelerde kullanılan yazı türüyle yazılmış olması her üç belgenin de Karitena kadısı Ali tarafından yazılmış olması ve konu itibariyle dini hükümleri ihtiva etmesi bu belgenin bize aynı tarihte yani 1721 tarihinde yazıldığını düşündürüyor. 10 numaralı belge ise 1141 (Miladi 07.08.1728 / 26.07.1729) tarihini taşıyor. Ancak bu belgeyi tanzim eden kişi olan İbrahim Ağa’nın 3 nolu ve 1041 tarihli belgeyi de düzenlemiş olması ve her iki belgede de yazı türünün benzer olması bize bu belgenin 1141 değil 1041 tarihinde yazıldığını ancak yazıya geçirilirken 1141 tarihinin atıldığı kanısını uyandırıyor. Buna rağmen yanlış olsa da belgede gördüğümüz tarihi esas alarak bu belgeyi XVII. yüzyıl değil de XVIII. yüzyıl belgeleri arasına yerleştirmeyi uygun gördük. 11. belgemiz 28 Şaban 1141 (Miladi 29 Mart 1729), 12.belgemiz 12 Şevval 1169 (Miladi 10 Temmuz 1756), 13. belgemiz 15 Safer 1175 (Miladi 15 Eylül 1761), 14. belgemiz 7 Safer 1176 ( Miladi 28 Ağustos 1762) 15. belgemiz 7 Muharrem 1210 ( Miladi 24Temmuz 1795) ve 16. belgemiz 18 Cemaziyelahir 1211 (Miladi 19 Aralık 1796) tarihini taşımaktadır. Böylece on belge 18.yüzyıla aittir ve toplam yirmi belgenin % 50’sini oluşturmaktadır.
     XIX. yüzyılın ilk on beş yılına ait dört belge mevcuttur. Bunlardan 17 numaralı belge 25 Ramazan 1215 (Miladi 9 Şubat 1801), 18 numaralı belge 7 Zilkade 1217 (Miladi 1 Mart 1803), 19. belge 5 Rebiülahir 1218 (Miladi 25 Temmuz 1803), 20. ve son belgemiz ise 15 Muharrem 1231 (Miladi 17 Aralık 1815) tarihini taşımaktadır. 19. yüzyıla ait belgelerin tüm belgelere oranı % 20’dir.
     Belgeleri Osmanlı sultanlarının saltanat yıllarına göre tasnif ettiğimizde ilk belge Sultan III. Mehmet, ikinci ve üçüncü belgeler IV. Murat, dört, beş ve altıncı belgeler IV. Mehmet, yedi, sekiz, dokuz, on ve on birinci belgeler III. Ahmet, on ikinci belge III.Osman, on üç ve on dördüncü belgeler III.Mustafa, on beş, on altı, on yedi, on sekiz ve on dokuzuncu belgeler III. Selim ve yirminci belge de II. Mahmut dönemine aittir.
     Tarih düşülmesiyle ilgili olarak belgelerimizde birkaç farklı üslubun kullanıldığını görüyoruz. Bunlardan ilki belgenin yazıldığı tarihin gün, ay ve yılının verilmesi ve bunların tamamının rakamlar ile değil Arapça dilinde kelime olarak yazılması şeklinde olanıdır. “ el-yevm’ü-s samin aşere min şehr-i cemazü’l-ahire li-seneti ahadi aşer ve mieteyn ve elf” örneğinde olduğu gibidir. Bu tür tarih düşürme üslubuna 2, 4, 13, 16, 17, 18 ve 20 nolu belgelerde rastlamaktayız. Ayrıca bunlar arasında 2 ve 4 nolu belgelerde gün tam olarak değil ayın son on gününü yani ayın 20 ila 30’uncu günleri arasında demek olan evhair kelimesi kullanılmıştır. İkinci tarih düşürme usulünde ise gün ve yıl rakam ile yazılırken ay ismi ise tam olarak yazılmıştır. “10 şehr-i cumaziye’l-ahir sene 1133 örneğinde olduğu gibi. Bu tür tarih düşürmeye 7, 8, 12 no’lu belgeleri gösterebiliriz.  Üçüncü tarih düşürmede stilinde ise gün ve yıl rakam ile gösterilirken ay ismi ise kısaltma harfi ile gösterilmiştir. “28 Ş (Şaban) sene 1141” örneğinde gösterildiği gibidir. Buna örnek olarak 11, 14, 15, 19 no’lu belgeleri gösterebiliriz. Bu belgelerde Şaban ayı için Ş, Safer ayı için S, Muharrem ayı için M, Rebiü’l-aher ayı için R kısaltma harfleri kullanılmıştır. Dördüncü tarih düşürme usulünde ise sadece rakamla yıl belirtilmiş ay ve gün yazılmamıştır. Bu tür tarih düşürmeye örnek olarak 5, 6, 10 no’lu belgeleri gösterebiliriz. Son olarak tarih düşürme usulünde iki ilginç örneğe de rastlıyoruz. Bunlardan birincisi 3 no’lu belgede Türkçe olarak tarihin kelimelerle yazılıp daha sonra rakamla bunun gösterilmesidir. Sonuncu örneğimizi ise, 1 no’lu belgede görüyoruz. Burada ise, ay kısaltma harfi ile gösterilirken gün ve yıl ise divan rakamları ile gösterilmektedir.

B- Belgelerin Düzenlendiği Makamlar
     Elimizdeki belgelerin bir kısmı Osmanlı merkez teşkilatının bulunduğu İstanbul’da, bir kısmı da Karitena’da timar tasarruf eden sipahi tarafından düzenlenmiştir. Bu yönüyle belgeler, Osmanlı Devletinde merkez-taşra ilişkisinin anlaşılmasında ilginç örnekler olarak dikkat çekmektedir. Taşrada tutulan belgeler arasında zaim yani zeamet sahibi ve Açiholoz köyünden sorumlu olan İbrahim Bey’in verdiği 2 no’lu belge, yine Açiholoz’da timar tasarruf eden İbrahim Ağa’nın düzenlediği 3 ve 10 no’lu belgeler, yine aynı köyde timar tasarruf eden İlyas’ın düzenlediği 5 ve 6 no’lu belgeler, Bardaki’de iltizamı elinde bulunduran muhassıl Mustafa Sipahi ve Osman Kaptanzade’nin düzenlediği 11 no’lu belge, İstimniça’da gelirleri olan Darü’s-saade ağası Beşir Ağa vakfının Karitena’daki mütevvelisi Seyit Süleyman’ın düzenlediği 12 no’lu belge, Açiholoz timarının sahibi Ali sipahizadenin düzenlediği 14 no’lu belge ve yine Açiholoz’da timar tasarruf eden İbrahim Sipahinin düzenlediği 15 ve 19 no’lu belgeleri Osmanlı timar sistemi içinde yer alan görevlilerin düzenlediği belgeler olarak sayabiliriz. Bu tür belgeler elimizdeki toplam 20 belgenin %50’sini oluşturmaktadır.
     Karitena’nın yerel idarecileri tarafından düzenlenen ikinci grup belgeler, kadılar ve naipler tarafından yazılan dokümanlardır. Bunlar arasında Karitena kadısı Mehmet tarafından düzenlenen 4 no’lu belge, Karitena kadısı Ali tarafından düzenlenen 7, 8 ve 9 no’lu belgeler, Karitena kadısı Halil tarafından düzenlenen 13 no’lu belge, yine Karitena naibi Ebu Bekir tarafından düzenlenen 16 no’lu belge, Kalamata naibi Hafız Ali Hulusi tarafından düzenlenen 17 no’lu belge ve Karitena naibi Derviş Mehmet tarafından onaylanan 19 no’lu belgeyi gösterebiliriz. Bu grup belgeler, elimizdeki belgelerin % 35’ini oluşturmaktadır. Kalan son üç belge ise, İstanbul’da düzenlenmiş belgelerdir. Bunlardan ilki, Sadaret kethüdası yani sadrazamın işlerinden sorumlu Muhib Hasan tarafından düzenlen 1 numaralı belgedir. Son iki belge ise ferman türündeki 18 ve 20 nolu belgeler olup Sultan III. Selim ve II. Mahmut tarafından düzenlenmiştir. Bunlar da elimizdeki belgelerin % 15’şini oluşturmaktadır.

C-Belge Türleri
     Elimizdeki belgelerin büyük bir kısmının toprağın kullanım hakkını elde edebilmek için yetkili makamlar tarafından verilen tapu belgeleri oluşturmaktadır. Bu tapu belgeleri daha çok satış yoluyla el değiştiren mülkiyetler için düzenlenmiştir. Ayrıca toprağın tasarruf hakkını elinde tutup çocuksuz olarak ölenlerin yerine tarlanın boş kalmaması için yeni kişilere tahsisinden dolayı düzenlenen tapu belgeleri olduğu gibi daha önce boş duran ve timar sisteminin içine kazandırılan ve ilk defa tapulandırılan topraklar için de tapu belgeleri düzenlenmiştir. Tapu belgesi diye nitelendirebileceğimiz belgeler, 2, 3,  5, 6, 10, 11, 12, 14, ve15 no’lu belgelerdir. Bu belgeler bazen izinname, bazen tapu temessükü, bazen tezkire adı altında ilgili kişilere verilmiştir.
     Çoğu zaman satış yada anlaşmazlık yoluyla elde edilen yada yenilenen ve kadı tarafından tasdiklenen tapuları ya da anlaşmazlık davalarının sonuçlarını gösteren belgeleri de görüyoruz. Kadı onayı olan bu tür belgelere Osmanlı diplomatikasında hüccet denilmektedir. Hüccet olarak sayabileceğimiz belgeler 4, 13, 16, 17, 19 no’lu belgelerdir. Bunların tamamı Karitena kadısı yada naibi tarafından onaylanmışken, 17 no’lu belge ise Kalamata naibi tarafından onaylanmıştır.
     Üçüncü grup belgeler arasında yine kadı tarafından düzenlenen 7, 8 ve 9 no’lu belgeleri görüyoruz. Bunlardan ilk ikisi ölümden dolayı varisler arasındaki miras paylaşımını gösteren tereke belgeleri iken, 9 no’lu belge ise bir davranış şeklinin dinen uygun olup olmayacağı sorusuna İslam uleması tarafından verilen cevap anlamına gelen fetva örneğidir. Son iki belge türümüz ise buyrultu ve fermandır. Buyrultu genelde Osmanlı Devletinde yüksek rütbeli görevlilerin daha aşağı mevkilerde bulunanlara gönderdikleri emirler için kullanılan bir kelimedir. Belgelerimiz arasında 1 no’lu belge sadrazam tarafından gönderilen bir buyrultudur. 18 ve 20 no’lu belgeler ise fermandır. Ferman, padişahın tuğrasını taşıyan ve padişah ağzından yazılan emirler için kullanılan bir terimdir yani padişah yazısı manasına gelmektedir. Belgelerimizde III. Selim’in ve II. Mahmut’un fermanlarına rastlanmaktadır.   

D-Belgelerin İçeriği
     Belgelerin içeriğine baktığımızda genelde mülk elde edilmesine yönelik hukuki belgeler olduğu dikkat çekmektedir. Daha çok satış yoluyla bir mülkün kullanım hakkının el değiştirdiğini görüyoruz. Çünkü Osmanlı Devletinde toprakların büyük bir bölümü miri adı altında devlete aittir. Hiçbir zaman devlete ait bir toprağın tapusu ömür boyu olarak bir kişiye verilmemektedir. Bu toprağın tasarruf hakkını elde eden kişi, toprağı işlettiği ve bunun sonucu timar sahibine vergi ödediği sürece toprağın kullanım hakkı üzerinde kalır, öldüğünde de çocuğu kullanmaya devam etmek isterse öncellik hakkı onun olurdu. Devlet kendisine ait miri toprakları timar sistemi tatbik ettiği yerlerde bir kısmını has adı altında padişaha, sadrazama, vezirlere, beylerbeyine ve üst rütbedeki memurlara yine kayd-ı hayat şartı olmaksızın kullanım hakkını devrederdi. Subaşı gibi orta rütbedeki kişilere zeamet, düşük rütbedeki sipahi askerlerine ve İstanbul’da sarayda hizmetli olarak görev yapmış memurlara da timar adı altında bazı köylerin tasarruf hakkı ve vergi toplama yetkisi verilirdi. Herhangi bir köyde yaşayan reaya statüsündeki bir kişi köyü hangi timar sahibine tahsis edildiyse ona karşı sorumlu olurdu. Tıpkı timar sahibinin timar kullanım hakkını toprağın mülkiyeti devlette kalmak koşuluyla alması gibi köylü de yaşadığı köyde ekip biçtiği toprağın kullanım hakkını timar sahibinden almaktadır.
     İncelediğimiz belgelerin pek çoğu bu toprağın kullanım hakkının nasıl alındığını gösteren örnekler sunmaktadır. Bir köylü kullanım hakkını başka birine satabilirdi. Ancak bu durum timar sahibinin izni ile gerçekleşebilirdi. Toprağın kullanım hakkının el değiştirmesi olayında timar sahibi resm-i tapu yada resm-i zemin adı altında alıcı ve satıcıdan vergi alır, karşılığında da alıcıya izinname, tapuname, tezkire yada tapu temessükü denilen tapu belgesini verirdi. 2, 3, 10, 12 no’lu belgeler bunlara örnek olarak gösterilebilir. Belgeler, bir protokol kuralına göre düzenlenir, önce satıcı sonra alıcının kimlikleri tespit edildikten sonra satılacak toprağın sınırları belirlenerek satışın hüsn-i rıza ile yapıldığı, alım ücretinin satıcının eline teslim edildiği bunun karşılığında tapu vergisinin alındığı, yeni tasarruf sahibinin toprağa bağlı aşar vergilerinin timar sahibine ödemesi gerektiğine vurgu yapılarak eline tapusu timar sahibi tarafından verilirdi. Eğer alıcı bu tapusuna daha hukuki bir statü kazandırmak isterse köyünün bağlı bulunduğu kazanın kadısı ya da naibine bu belgeyi onaylattırırdı. O zaman belge hüccet adını alırdı. 16, 17, ve 19 no’lu belgeler buna örnektir. Daha önce tapu çıkartmış, ancak çocuksuz olarak ölmüş olan bir reayanın tarlası ise kanun gereği boş bırakılamıyor ve başka birinin üzerine yeni tapu çıkarılıyordu. Bu işlem için de yine timar sahibi tapu vergisini alıyordu. Bu duruma örnek olarak 5 ve 11 no’lu belgeleri gösterebiliriz. Ayrıca daha önce tapulandırılmamış ve boş olarak kalmış topraklar da tarlaya dönüştürülmek istenirse, aynı şekilde bu boş toprağın bulunduğu bölgeden sorumlu olan timar sahibinin onayı ile burayı tarlaya çevirmek isteyen kişilere yine vergisi alındıktan sonra tapu verilebiliyordu. Bu durum 9 no’lu belgede anlatılmaktadır. Her hangi bir satış yoluyla değil, hibe şeklinde elinizde bulundurduğunuz toprağı da başkasına devretmeniz mümkündü. Ancak bu durumda da yine timar sahibine tapu vergisi ödenme zorunluluğu vardı. 15 nolu belge bu duruma bir kanıttır. Elimizdeki belgelerde alıcı ve satıcıların genelde gayr-i Müslim kişiler olduğu görülüyor. Yine yoğun olarak satıcıların bireysel halktan insanlar olmalarına rağmen alıcıların daha çok ruhban sınıfına mensup bir manastıra bağlı kişiler olduğu dikkat çekmektedir. Bu durumu hemen hemen satışla ilgili tüm belgelerde görebilmek mümkündür. Yalnız alıcı ve satıcının her ikisinin de aynı dine mensup kişiler olma zorunluluğu bulunmuyordu. Örneğin 6 no’lu belgede Molla Hüseyin adlı Müslüman bir kişi, Vidoni adlı yerde bulunan 10 dönüm tarlasını kendi rızasıyla İstemniça (
Στεμνίτσα) köyünde oturan ve Ayo Dimitri manastırında rahiplik yapan Papa Kaço’ya 28 kuruşa satmıştır.
     İçerikleri birbirine benzeyen ve Karitena kadısı Ali tarafından 1721 yılında kaleme alınan 3 belge dikkat çekmektedir. 9 no’lu belgede her hangi birisinin tapulu tarlası içinde bazı kişilerin hayvanlarını izinsiz olarak otlatıp otlatamayacağı, buna teşebbüs ederse engelleyip engelleyemeyeceği sorulmakta, cevap olarak ise İslami hukuka uygunluk ifadesi demek olan fetva şeklinde engelleyebileceği cevabı verilmektedir. Diğer iki belge ise, ölümden sonra kalan mirasın varisler arasında paylaşımını gösteren tereke kayıtlarıdır. Terekeyi bugünkü anlamda bir tür miras intikali ve ondan alınan vergi olarak tanımlayabiliriz. Bu belge kadı tarafından düzenleniyordu ve o olmaksızın size kalan miras hukuken geçerli olmuyordu. 7 ve 8 no’lu belgeler bu durumu göstermektedir. Her iki belgede enteresandır. Bunlardan birincisi İstemniça (
Στεμνίτσα) köyü sakinlerinden ve Hıristiyan olduğu belirtilen ve ismi Yunancada bulunmayan J harfiyle başlayan Bayan Jontoya’ya aittir. İkinci belge ise, gayr-i Müslim olduğu belirtilen yine İstemniça sakinlerinden Yasif’e aittir. Dini konusunda sadece Müslüman olmadığını bildiğimiz Yasif’in hangi dine mensup olduğunu anlayamıyoruz. Ancak Yasif isminin Yahudiler arasında yoğun olarak kullanıldığı bilinmektedir. Tereke kayıtlarının çok önemli olduğu ve devlet katında bazı işlemlerin yürütülmesinde ve ihalelerin alınmasında teminat olarak gösterildiği bilinmektedir. Bu belgenin geç çıkartılması yada herhangi bir haksız nedenle çıkarılmaması devletin üst kademelerine şikayet olarak bildirilebilmekteydi. 1 no’lu belgede Tanasi adlı ölmüş bir kişinin terekesinin çıkarılması için kadı kararının yani tereke belgesinin düzenlenmesi için İstanbul’daki sadaret makamından yazı yazılmaktadır.
     İçerik açısından ortak özellik gösteren 2 belgeye daha rastlıyoruz. Bu ortak özellik ise, daha önceki belgelerde taraflar kendi rızalarıyla anlaşıp ulaştıkları sonucu timar sahibine ya da kadıya onaylatırken bu iki belgede ise tarafların birbirleriyle anlaşmaları söz konusu değildir ve ihtilaf konusu kadı ya da yardımcısı olan naip tarafından çözülmektedir. 13 no’lu belgede Açiholos (
Ατσίχολος) köyü sakinlerinden Yanni veled-i Yanni kendisi başka bir yede iken babasının ölümünden sonra babasının tasarrufu altında olan ve içinde kiremithane ocağı (atölyesi) bulunan tarlasının Ayo Yanni (Ayani=Μονή Αγίου Ιωάννου Προδρόμου) keşişlerinden Nikeforos’un üstüne geçirdiğini ve tarlanın kendisine geri verilmesini istemiştir. Ancak buna keşiş Nikeforos buna itiraz etmiş ve Karitena kadısı olayı bölgedeki güvenilir insanlara sormuş ve bahsedilen tarlanın manastırın vakıf tarlası olduğuna kanaat getirilmiştir. İkinci örnek ise, 4 numaralı belgede yer almaktadır. Ayo Yanni manastırının mütevellisi Panayoti Kasoli, mahkemeye gelerek Rafti adlı köyün manastır vakfından 45 kuruş borç aldıklarını ve bu parayı kendilerine ödemediklerini iddia ederek köy halkından davacı olmuştur. Köy halkı ise bu iddiayı ret etmiştir. Kasoli’den iddiasına delil istenince adı geçen köy sakinlerinden Kanelo Vicera’yı şahit göstermiş, o da olayın Kasoli’nin anlattığı gibi olduğunu söylemiştir. Bunun üzerine köy halkı, söz konusu olan paranın manastır rahipleri tarafından alınmadığına (yenilmediğine) dair yemin etmeleri halinde parayı ödeyeceklerini söylemişlerdir. Adı geçen manastır rahiplerinden Papa Danila, İncil’i Meryem’in oğlu İsa’ya indiren Allah’ın üzerine yemin edince 45 kuruşu köy halkı manastır mütevellisine ödemiştir. Bu durum Karitena kadısı tarafından kayda geçirilmiştir.
     İçerik bakımından benzerlik gösteren son iki belge ise, 18 ve 20 no’lu fermanlardır. III. Selim dönemine ait olan 18 no’lu belgede İstanbul’da bulunan Sultan Osman Han vakfının gelirleri arasında yer alan Dimitsana köyünün halkının ödemesi gereken vergilerin dışında kendilerinden voyvoda ve kocabaşılar tarafından daha fazla vergi talep edilmektedir. Dimitsana halkının ve Dimitsana’nın gelirlerinden sorumlu olan eski darüssaade çavuşbaşısı (padişahın başyaveri) Osman’ın şikayeti üzerine durum araştırılmış ve Dimitsana halkının haklı olduğu görülmüştür. Bunun üzerine 1 Mart 1803 tarihinde Sultan III. Selim, Mora valisi Vezir Mehmet Paşa’ya, Karitena naibine ve Karitena voyvodasına halka fazladan vergi talep edilerek zülüm yapılmaması, yapanların engellenmesi konusunda ferman (emir) göndermiştir. İkinci fermanımız ise 20 no’lu belgede yer almaktadır. Bu belgeye göre ölen ruhban sınıfının mirası, özellikle sadaka adı altında topladıkları paralar, akraba ve çocuklarına dağil, görev yaptıkları dini kurumlara kalması konusunda II. Mahmut emir çıkartmıştır. Buna rağmen Karitena kazasında bulunan Emialo (Μον
ή Αιμυαλών) manastırının keşişlerinden Danis’in ölümü üzerine varisleri ortaya çıkıp anasından ve babasından intikal eden mallar ve topladığı sadaka paralar üzerinde miras talebinde bulunmuşlardır. İstanbul’daki patrik ve metropolitler padişaha dilekçe vererek şikayette bulunmuşlardır. Durum araştırılmış, benzer bir durumun Andros adasında Hrandu (Μονή Παναχράντου) manastırında yaşandığı, bunun üzerine Rumeli kadıaskerinin (Osmanlı Devletinin Avrupa yakasındaki adli teşkilattan sorumlu en üst yetkilisi) bir ilam yayınladığı ve şimdi de padişahın  bu ilama ve eski emrine uygun olarak genelde tüm ruhban sınıfı için, özelde ise Emialo manastırındaki Danis’in mirasının varisçilerinin akrabaları değil, çalıştıkları dini kurum olduğu konusunda Karitena kadısına yazılan fermandır.
     Sonuç olarak şunu söyleye biliriz ki birinci ve ikinci Osmanlı hakimiyetine ait Dimitsana Kütüphanesinde muhafaza edilen bu belgeler 1601-1815 yılları arasında bölge tarihine ilişkin çok değerli ve orijinal bilgiler ihtiva etmektedir. Sanıyorum bölge tarihi ile ilgilenen tarihçiler bu belgelerdeki bilgileri kullanarak pek çok yeni makale üretebileceklerdir.

* Abant İzzet Baysal Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyeleri

Bu makale daha önce bölge ile yazdığımız iki makalenin değerini takdir eden Τάσος Γριτσόπουλος, Arkadia yöresine 2006 Ağustos’unda yaptığımız ziyarette bizleri konukseverlikleri ile karşılayan   Γιώργος Θεοχάρης, Σταύρος Χριστόπουλος, Κώστας Κουντάνης, Δημήτρης Λαγός, Γιώργος Θανόπουλος, Νίκος Παπαγεωργίου, Ιωννης Φουσέκης, Τζώρτζης Αθανάσιος, Μαρία Κολοβού, Σταύρος Χριστόπουλος, Παναγιώτης Γιαννόπουλος, Ελένη Θανοπούλου, Μαρία Καραμήτρου, Δέσποινα Τσαφαρά, Σοφία ΣταμίρηΝτίνο Μαρίτσα ile bizleri büyük bir hoşgörü ile mekanlarında ağırlayan ve fikirleri ile motive eden  Μανώλης Γδούντος ve  Γιώτα Θεοδώρου, tarih dostu ve arkadaşım  Βασίλης Αναστασόπουλος , uzaktan gönül desteğini esirgemeyen  Πάνος Βασιλείου, arkadaşım Δημήτρης Κολλίντσας ve nihayet hocam, iş arkadaşım ve dostum Herkül Millas olmasaydı yazılamazdı. Her birine teşekkür borçluyum.   

Σεπτέμβριος 2007 Arcadians.gr
Copyrihgt Arcadians.gr

 
© 2021 Arcadians
Joomla! is Free Software released under the GNU General Public License.